|
“Manisa Tarzanı” adıyla yaygın bir üne
kavuşan Ahmeddin Carlak 1899 yılında Badat’a yaklaşık 100 km.
uzaklıktaki Samara/Samarra kentinde (ırak) doğdu.
Birinci Dünya Savaşına, ardından da Türk
Ulusal Bağımsızlık Savaşı’na bir nefer olarak katıldı. Bu savaşta
gösterdiği yararlılıktan dolayı Kırmızı Şeritli İstiklal Madalyası ile
onurlandırıldı.
Cumhuriyet Dönemi başlarında Manisa’ya
geldi; kimsesiz ve yoksuldu. Manisa Belediyesine girdi; ne iş verildiyse
yaptı. 1 Haziran 1933 tarihinde 30 lira aylıkla Bahçıvan Yardımcısı
oldu. Hep bu görevde kaldı.
Manisa’yı yeniden yeşillendirmek için var
gücüyle çalıştı. Ağaç dikip yetiştirmeyi kutsal bir görev olarak
algıladı. Dürüstlüğü, çalışkan olmayı her şeyin üstünde tuttu. Yaz kış
sadece siyah bir şortla ve ayağında lastik bir pabuçla kentin
sokaklarında, görkemli Sipil dağında dolaştı. Saç ve sakalını da
uzatarak kişiliğine yaraşır bir görünümle Manisalıların biricik
sevgilisi oldu. Her öğle vaktinde Topkale’deki topu ateşleyerek, günün
o saatini duyurmayı bir görev saydı. Bundan dolayı kendisine “Topçu
Hacı” diyenler bile oldu.
Manisalı kızlara, kente gelen sanatçılara
çiçek sunan ilk oydu. Sipil dağına çadır kuran Yörüklerin kızlarına
boncuk armağan etmeyi; çocuklara akide şekeri dağıtmayı; kimi yoksullara
gizlice para yardımında bulunmayı da hiç ihmal etmedi.
Bir spor adamıydı; yaşamıyla gençlere
örnek olmuştu. Manisa Dağcılık Kulübü üyesi genç arkadaşlarıyla Ağrı,
Cilo, Demirkazık, dağlarına tırmandı. Gittiği her yerde büyük ilgi
gördü. Manisa Dışında başka bir yerde yaşamayı hiç düşünmedi. Sinema
tutkunuydu. Yeniliklere açıktı; okumayı severdi, elinden gazete dergi
düşmezdi.
Sipil dağında, Topkale’deki kulübesinde
yalnız yaşadı; ne yatağı, ne yorganı vardı. Üzerine gazete serdiği
tahta divanda yatıp kalktı. Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı. Saç ve
sakalını özenle tarar, kendi eliyle çiçeklerden yaptığı güzel kokular
sürer, ulusal bayramlara göğsüne bağladığı palmiye yaprağı üzerine
İstiklal Madalyasını takarak katılırdı. Bundan büyük bir gurur ve sevinç
duyardı.
Dede Niyazi’nin lokantasının bir köşesinde
yemeğini yer, bunun karşılığında lokantaya tenekeyle su taşırdı. Hiç
kimseye borçlu kalmak istemezdi. Kendisine güvenen bir insandı.
“Bulaşıcı bir duygu” olan kaygıya hiçbir zaman katılmadı. Güçlü bir
insanda aranan özellikleri taşıyordu. Efsanevi yaşamıyla hep ilgi odağı
oldu. Özgür bir yurttaş olarak yaşamayı temel ilke saydı. Yaşama etkin
bir biçimde katıldı. Mal, mülk, servet ve makam sahibi olmak aklının
ucundan bile geçmedi. Kent sevgisiyle, kent adına çalıştı. Adı Manisa
ile özdeşleşti.
Manisa Tarzanı 31 Mayıs 1963 tarihinde gözlerini yaşama yumdu. Görkemli
bir cenaze töreniyle çok sevdiği Manisa’da toprağa verildi.
Manisa Tarzanı doğa ve ağaç sevgisinin simgesi, çevreciliğin önderi iz
bıraktı. Bir çok gazeteci yazar ondan söz etti. Anısına kitaplar,
makaleler, şiirler yazıldı; Manisa’ya anıtları dikildi; filmi çevrildi.
Manisa O’nu unutmadı, unutmayacak.
Manisa, Mayıs 2002-11-29 / Hakkı Avan |